BİLE İSTEYE RAHATSIZ BİR KOLTUK ALIR MIYDINIZ?

Bile isteye rahatsız bir koltuk alır mıydınız? Ben alırdım.

Evren denen milyonda zırtını dünya gözüyle görüp  dokunup deneyimleyebildiğimiz ve bilgi sahibi olabildigimiz "şey" hakkında zamanla bir şeyler öğrendikçe, insanlık olarak "bilimsel olarak" da tanımlayabilmeye başlıyoruz. Epey yavaş ilerliyoruz ve evet aslında hala hiç de bir şey bilmiyoruz:) Bilimsel araştırmaların çok çok evvelsi vakitlerde "zaten" bilen, şu anki bilimle tanımlayabilmeye yeni başladığımız bilgileri idrak etmiş bir insan nesli vardı ki şimdi çözemediğimiz bazı şeyleri o vakitlerde biliyor ve söylüyorlardı. Hatta fırsat bulduklarında yazıyı keşfedip yazdılar da. Fakat şu anda bilen bilmeyen herkesin "Her şey firekaaans, titreşiyooooz" diye çığırdığı kova çağının ucunda bile hala titreşe titreşe tam olarak nereye varmaya çalıştığımızı anlayamadık. (Cümleler, terimlerin dogru anlamlarıyla kullanıldığında titreşim ve titreşim frekansının önemini anlatan bir çok ifade kuantum fiziğinde doğru yer buluyor, fakat 'Her şey frekans' gibi bir cümle olamaz, çünkü frekans bir şeyin olma sıklığıdır. Bu anlam bozukluğu bana, söyleyenin konu hakkında yanlış degil fakat yüzeysel bilgiye sahip olduğunu gösterir. Kuantum fiziği profesörü değilim fakat kimyagerliğin ve bahar şenliklerinde herkes çimlerde konser peşindeyken girdiğim final sınavlarının bana verdiği yetkiye dayanarak titreşimden biraz bahsetme hakkım var: ). Koltuk konusuna yavaş yavaş yaklaşıyorum. Hazır mısınız? Bu kuantum denen şeyin bir de dolanıklık teorisi var ki, dualite kavramını  magazin gazetelerine koysak başlık belli: "bilimselolaragaciklandı" (ahhahahha cok seviyorum bu ibareyi, 30 yil duymasam özlemem:)). Bell testiyle başlayan Einstein ve Bohr'un dolanıklık teorisi üzerine atışmalarını araştırmanızı öneririm (Einstein bu konuda yanılmıştır.). En genel haliyle dolanıklık teorisi der ki aynı kaynaktan aynı anda çıkmış iki parçacık, ayrı ayrı evrenin herhangi bir ucuna gönderilseler, ışık hızından da hızlı şekilde birbirleriyle haberleşir ve  her zaman birbirinin zıt spinde hareket ederler. Birbirinden böylesine uzak iki parçacığın birinin spinini degistirirseniz diğeri, aynı anda bundan haberdardır ve spini tersine döner. Parçacıklar zıt ve dolanıklıktır.

Evrende herşeyin zıttıyla birlikte var olduğu anlayışını ilk defa duymamışsınızdır. Bohr'dan ve Bell'den önceki felsefelerde de vardı. Hiç olmadı "Her şerde bir hayır vardır", daha da olmadı, "Ay çok güldük vallahi ağlayacağız." demiştir birileri, siz de "Ne alaka" demişsinizdir. Bunu hayatın geneline yaydığınızda ve karşımıza böylesi mutlak bir halde çıktığında dehşet verici hale geliyor. Haydi ciddileşelim. İyi ve kötünün ayrılmaz ikili olduğunu, güzel ve çirkinin, dürüst ve yalancının, zeki ve aptalın, mutluluğun ve acının, rahatın ve rahatsızlığın hiç ama hiç ayrılmadıklarını, biri oluştuğu anda diğerinin de aynı anda orda var olduğunu bilseniz...bile isteye rahatsız bir koltuk alır mıydınız? Ben alırdım. Çünkü rahat ve rahatsızlık ayrılmayacak. Hayatımda bol rahatlık istediğimde bol rahatsızlığı da birlikte istemiş olacağım. Mutluluğa sıkı sıkı tutunduğumda acı da kardeşiyle gelecek. Şimdiye kadar ki hayatınız istisnasız mutlulukla geçti mi? İstisnasız acıyla? Hep mutlu olmuş birini tanıyor musunuz? Salt iyi bir insan mısınız? Hep mi pamuklara sarındınız, hiç mi yattınınız yatak batmadı? Peki madem bunlar ayrılamıyor, rahatsızlıklarımı da ben seçsem hayat bana kafasına göre göndermese? Bile isteye zorluk seçsem kendime, kansere ilaç bulmayı seçsem? Ne yapmaya geldiysem bu dünyaya, ona adasam kendimi? Yoga yaparken zorlansam,  düşsem yine kalksam? Kendinize öyle bir zorluk seçseniz ki hayat size öyle bir rahatlık verse... Bile isteye rahatsız bir koltuk alır mıydınız?

 


Yorumlar